İŞ HAYATINDA YENİ TREND DUYGUSAL ZEKÂ(EQ)

Henüz işimizi robotlar elimizden almadığına göre; şirketlerin en kıymetli kaynağının insan olduğu tartışılmaz. Uzunca süre zekanın (IQ: Intelligent Quotient), bireylere iş hayatında nasıl basamak atlattığı, yöneticilik tacını almasını sağladığını makalelerde, kitaplarda okuduk seminerlerde, toplantılarda dinledik. Son yıllarda ise duygusal zekâ (EQ: Emotional Quotient) konuşulmakta bilişsel zekâ ile birlikte lider ve yöneticilerin iş hayatında kullanabileceği etkin bir güç olarak aktarılmaktadır.

Duygusal zekâ kavramı ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?

1950 yılında Abraham Maslow “İnsan olmanın psikolojisi” adlı kitabında ilk sinyalleri vererek insanın doğasından bahsetmiş ve insanların fiziksel, psikolojik güçlerini birleştirmenin amaca giden en iyi yol olduğunu vurgulayarak duygusal zekanın fark edilmesini sağlamıştır.1970-1980’li yıllarda konuyla ilgili olarak yeni veriler ekleyerek devam ettirmiştir.

1990’lı yıllarda gelindiğinde ise, John Mayer ve Peter Solvey duygusal zekâ kavramını ortaya tam olarak koyarak “Emotional Intelligence (Duygusal Zekâ)” kitabını yazmış. Bu bilim insanları yazılan kitap neticesinde tüm dikkatleri duygusal zekâ üzerine toplamıştır.

Burada bilişsel zekâ, duygusal zekanın karşıtı demiyorum. Diyorum ki, bu iki kavram birbiriyle etkileşim halindedir. Bilişsel zekâ artık yalnız değildir.

Keşfedildi ya bir kere!

1995 yılında Dr. Daniel Goleman adında bir Amerikalı psikolog “Duygusal zekâ neden IQ’ dan önemlidir” başlıklı bir kitap yazmıştır. Bu adımı bir psikologdan beklerdik değil mi? Goleman duygusal zekanın eksik olmasını durumunda; kişinin mesleki başarısına, aile başarısına, toplumsal ilişkilerinin kötü etkileyeceğine dair bulgular sunmuş. Duygusal zekanın, bilişsel zekâ gibi doğuştan gelmediği için; yaşam boyunca alınan dersler, tecrübeler ile geliştirilebileceğini ifade ederek bir de üstüne toplumsal bir mesaj da vererek “Demokrasinin topluma ne ölçüde mal olduğu, bireylerin duygusal zekâ düzeyiyle doğrudan bağlantılıdır” kitabını taçlandırmıştır.

Sonrasında bu akım birçok makale de yazı da öneriler de yer almaya başlamıştır. Günümüze geldiğinde ise iş hayatında aktif çalışıyorsanız zaten bilişsel zekanın önemini fark etmemek mümkün değil. Duygusal zekaya sahip bireyler yeni çağın psikolojik vebası stresle çok iyi başa çıkabiliyor, iyi gözlem ve farkındalıkları sayesinde doğru kararlar alabiliyor, empati yaparak ekibini iyi yönetebiliyor, başarılı ilişkiler kurabiliyor. Kendilerinin iyi -kötü yönlerini bildikleri için sorunlardan kaçmak yerine çözüm yolu bulabiliyor. Negatif duygularını pozitif duygulara dönüştürebiliyor. Kontrol altına alabildikleri hırs, inatçılık, ego vb. duygularının olumsuz enerjisini güce çevirebiliyorlar.

Sonuç olarak; insan sosyal bir varlık. Bu sosyal varlığın, iş hayatında başarılı olabilmesi adına mesleki bilgi ve becerilerin yanında, kurulan ilişkiler, iletişim ve kendini ifade edebilme gibi sosyal becerilere sahip olması başarısının artmasını sağlayacağı açıktır. Yurt dışında yapılan performans değerlendirme sistemlerine bakıldığında, yöneticilerin sosyal olmasının ona daha çok puan kazandırdığı, yönetici olma yarışında sosyal faaliyetlerde başı çekmek adına çalışanlar arasında rekabetin olduğu da bilinmektedir.

//ik-der.org/wp-content/uploads/2019/11/11111-1.png

”İK-DER olarak kültürümüzde yer alan imece usulünü mesleğimiz ile harmanlayarak, ülkemizde emsal teşkil edecek bir oluşum haline geleceği inancı ile giderek büyüyen bir aile olmak için var gücümüzle çalışıyoruz.”

ÇALIŞMA OFİSİMİZ

Cihan Sokak No:10/2 Sıhhiye/Ankara

E-Posta: bilgi@ik-der.org