işveren markası
İşveren Markası Oluşturmak

İnsan Kaynaklarının popüler konularından biri de güçlü bir işveren markası oluşturmaktır. Günümüzde şirketler pazarda sundukları ürün ve hizmetin yanı sıra yetenekli, değerlerinin bilincinde çalışanları kendi şirketlerine çekmeye çalışarak rekabet güçlerini artırmak istemektedirler. Çünkü potansiyel çalışanlar tarafından nasıl algılandıklarına dikkat eden şirketler yetenek savaşından galip çıkmış olurlar. Bu da aslında çalışanlar için istenilen bir işyeri ortamı oluşturmaktan yani çekici ve güçlü bir işveren markası oluşturmaktan geçer. Böyle bir marka olmanın yolu bu yazıda!

Pekİ nedir bu İşveren markası?

İşveren markası dediğimiz şey aslında örgüt imajıdır diyebiliriz, yani çalışanların bulundukları ya da geçmek istedikleri şirketi zihinlerinde nasıl algıladıklarıdır. Herkes çalışmak için harika bir yer olduğunu düşündüğü bir şirketin içerisinde yer almak ister. Böyle bir marka tüm çalışanlar için başlı başına cazip bir tekliftir. Bu yüzden de çekici bir işveren markası oluşturmak işverenler için oldukça kritiktir. Özetle; işverenin sunduğu ekonomik, psikolojik ve fonksiyonel faydaların hepsi birer işveren markasıdır.

İşveren markası oluşturmak neden önemlidir?

Uygun adayların bulunması, seçilmesi ve elde tutulması sürecinin ne kadar maliyetli olduğu açıktır. Güçlü bir işveren markası oluşturmak çalışanların o şirkette tatmin olabileceği algısını yaratmaktır. Bu da en yetenekli adayların sizi seçmesi ve onları elde etmek demektir.

Çekici İşveren Markasının bazı uzun dönem etkilerini sıralayacak olursak bunlar;

  • Rekabet avantajı sağlar;
  • Yetenek hattını geliştirir;
  • Mevcut çalışanların bağlılık seviyelerini artırır;
  • İş gücü çeşitliliğini artırır;
  • Kurum kültürünü güçlendirir;

Potansiyel yeteneklerin ya da mevcut çalışanların bu algısına çalışana sunulan teklif, yan haklar, primler, bonuslar ya da kurum kültürü gibi birçok unsur etki eder.

İşveren markasının ne olduğundan ve öneminden bahsettikten sonra biraz da işveren markası oluşturma sürecinden bahsedelim.

İşveren Markası Oluşturma Rehberi

Oluşturma sürecine başlarken, markalaşma stratejileri ve insan kaynakları stratejilerinin bütünleştirilerek kullanılması gerekir.

Öncelikle şirketi tanımak gerekir. Şirketin misyonunu ve vizyonunu anlamak ve  mevcut stratejilerine uygun hedef çalışan kitlesini belirlemek önemli bir başlangıçtır.

Daha sonra dış imaj araştırması yapılması gerekmektedir; potansiyel adaylar organizasyonu diğer organizasyonlar ile karşılaştırdığında nasıl görüyor? Sorusunun cevabı alınmalıdır. Dış imajı araştırırken mevcut çalışanların algısını da tespit etmeyi unutmamak gerekir. Çalışan bağlılığı anketleri kuruluşun mevcut çalışanlarının ne kadar bağlı oldukları tespit etmeye yarar. Çünkü çalışan bağlılığı o şirkette çalışmanın nasıl bir deneyim olduğunu öğrenmek için önemli göstergelerden biridir.

Diğer bir aşama ise şirketin çalışanlar, potansiyel adaylar ve diğer paydaşlar tarafından nasıl algılandığını ve deneyimlendiğini açıklayan işveren markası kimliğini karakterize etmektir. Bu aşamada işveren markasına yön veren iş nitelikleri, çalışana sağlanan maddi kazançlar ve eğitim, gelişim gibi imkanlar doğrultusunda işveren markası konumlandırılabilir. Her kurumun diğer kurumlardan farklı ve onları rekabet ortamında farklılaşmasını sağlayan kendine özgü özelliklerinin olması gerekmektedir.

Son aşama ise EVP/Employee Value Proposition yani Çalışan Değer Önermesi oluşturmaktır. Çalışan Değer Önermesi; potansiyel hedef kitlesine sundukları yetenek ve deneyimler karşılığında o şirkette çalışması için sunulan özel nedenlerdir. Bu aşamada marka, mevcut çalışanlar ya da çalışan adayları için iyi belirlenmiş, iyi tanımlanmış bir değer önermesi oluşturur. Daha sonra oluşturduğu bu önermenin uygulamaya nasıl dökülebileceğini kararlaştırır. Çünkü ancak Çalışan Değer Önermesinde sundukları vaatleri uygulamaya dökülebilir kılan kurum ve kuruluşlar işveren markalarını güçlendirebilir. Bu noktada işverenler SWOT analizlerinden faydalanmalı. Analiz, mevcut uygulamalarının güçlü ve zayıf yanlarını bulur ve buna yönelik geliştirme ve iyileştirmeler sunar.  Son olarak yapılan uygulamalar çalışanlar ve potansiyel adaylara doğru iletişim araçları ile bilinmesi sağlanmalıdır.

 

Aybüke Demirci
İnsan Kaynakları Asistanı

mobbing
Mobbing – Çalışma Hayatında Psikolojik Şiddet

Sistematik ve bilinçli bir şekilde yapılan her çeşit “yıldırma” tutumu, kötü muamele ve etik olmayan davranış “psikolojik şiddete” yani “iş yeri zorbalığına” giriyor. Bunun diğer ismine mobbing diyebiliriz. Çalışanlar üzerinde psikolojik, duygusal ve sosyal baskı oluşturarak birçok kişinin çalışma hayatında kâbusu olabiliyor. Kasıtlı olarak yapılan kişiyi değersizleştirme, küçük düşürme ve yıldırma çabalarının bütünü psikolojik şiddeti kapsar.

Aslında yaşamında çalışanların sıklıkla karşılaştığı fakat çoğu zaman fark edemedikleri ve mücadele etmekten çekindikleri bir durumdur. Kişi genellikle işini, pozisyonunu kaybetme korkusundan, desteğe başvuracağı kişilerin olmadığını düşündüğünden bu kaçınma eylemini gerçekleştirir. Yapılan bilimsel çalışmalara göre çalışma hayatında psikolojik şiddete başvuranlar çoğunlukla hakimiyet kurma ve kontrolü elinde tutma arzusu olan kişilerdir. Bu kişiler aynı zamanda özgüveni düşük, sosyal ilişkileri ve iletişimleri zayıf, duygusal olgunluktan yoksun, aşağılık kompleksine sahip saldırgan tiplerdir. Psikolojik şiddetle karşılaşılmasının sebeplerden biri de zaman zaman işe alım sürecinin hatalı yönetilmesi ve değerlendirmesidir. Bunun sonucunda yanlış bir çalışan seçimi yapılması kaçınılmazdır.

Psikolojik şiddetin çeşitlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
  • Haksız eleştiri ve suçlamalar
  • Sözlü veya cinsel taciz
  • Gereğinden fazla iş yükü verilmesi
  • Dedikodu yayma
  • Hakaret
  • Aşağılanma
  • Sözlü tehdit
  • İstifaya zorlanma
  • Alay edilme
  • Kişiyi izolasyona sürükleme

Şiddeti arttıkça çalışanın iş yeri güvenliğini ve psikolojisini ciddi ölçüde tehdit eder. Bu da kişide kaygı ve korkuya dayalı davranışsal bozuklukların ortaya çıkmasına sebep olur. Buna bağlı olarak, psikolojik şiddet mağdurlarında değersizlik, çaresizlik, suçluluk, öfke ve derin üzüntü en çok rastlanan hallerdendir. Kişinin yalnızca ruh sağlığını değil aynı zamanda fiziksel sağlığını da etkileyebilmektedir. Tansiyon problemlerinden, mide ve kalp rahatsızlıklarına kadar sayısız psikosomatik kökenli hastalıkla kendini gösterebilir. Psikolojik şiddete maruz kalan çalışanların fiziksel ve psikolojik sağlığının zedelediği iş yaşamındaki deneyimleri de olumsuz etkilenir. Stresli, güvensiz ve huzursuz bir çalışma ortamında bulunmak çalışanların motivasyonun, performansının, işe olan konsantrasyonun düşmesine ve kuruma bağlılıklarının zayıflamasına sebep olur.

Mobbing ile nasıl baş edilir?

Atılması gereken ilk adım psikolojik şiddeti ve sinyallerini iyi tanımaktır. Çalışanların ve kurumların sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı yakalaması psikolojik şiddetin belirtilerinin tanınıyor olmasından geçer. Psikolojik şiddeti tanımlayabilmemiz için çalışanların olumsuz söz, tutum ve davranışlara belli bir süre boyunca, kasıtlı olarak maruz kalmış olmaları gerekir. 1980’li yıllarının sonunda İsveç’te yaşayan Alman Çalışma Psikoloğu Dr. Heinz Leymann’a göre psikolojik şiddetin sistematik olması; düşmanca davranış ve tutumlarının sıklıkla tekrarlanması ve en az altı ay devam etmesi anlamına gelmektedir. Psikolojik şiddet bir sürece ve tekrara dayanır. Bu sebeple ani öfke patlamalarını, anlık tepkileri ve kaba tutumları mobbing olarak nitelendiremeyiz. O nedenle karşılaşılan her olumsuz durumu psikolojik şiddet olarak algılamak doğru bir yaklaşım olmayacaktır.

Uygun tanı yapıldığında çalışanın bununla mücadele etmek için yıldırma politikaları karşısında kararlılıkla aksiyon alabilmesi önemlidir. Aynı zamanda çalışanın iyileşmeye odaklanması, gerekirse profesyonel destek alması bu süreçte faydalıdır. Bunlara ek olarak kişinin iş yeri politikalarını, hukuki ve yasal haklarını iyi tanıması gerekir. Bu, ileride kişinin doğru kararlar vermesini kolaylaşacaktır.

Nilüfer Keskin 

İş yeri, Endüstri ve Örgüt Psikoloğu

 

kurumsal dedikodu
KURUMSAL DEDİKODU

KURUMSAL DEDİKODU

Okumayan, düşünmeyen, yazmayan insanlar konuşacak malzeme olarak gündelik insan ilişkilerini gündeme taşırlar.


Hyman Rıckover “Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler kişileri konuşur”

demektedir.

Fikirleri konuşabilmek veriden bilgiye, bilgiden fikre giden yolda okumayı ve düşünmeyi gerektirir. Günlük insan ilişkilerini konuşmak ise hiçbir çaba ve yetenek gerektirmeyen basit bir davranış şeklidir.


GÜZEL BİR ÖRNEK


BİR TANIDIK SOKRATES’E RASTLADI VE DEDİ Kİ:


“Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?


” Sokrates: “Bir dakika bekle.” diye cevap verdi.


“Bana bir şey söylemeden evvel sana 3 şey sormak istiyorum


1. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla GERÇEK olduğundan emin misin?

” Adam “Hayır” dedi, “Aslında bunu sadece duydum”.

2. “Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey İYİ bir şey mi?

” Adam “Hayır, tam tersi” dedi.

3. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime YARAR mı?

” Adam “pek de yaramaz” dedi.

“Eğer, bana söyleyeceğin şey DOĞRU DEĞİLSE, İYİ DEĞİLSE ve İŞE YARAR bir şey değilse bana niye söylüyorsun ki?


” Corneille “Dedikodu basit ruhlu insanların eğlencesidir” der.

VAZGEÇEREK BAŞARIYA ULAŞMANIN 5 YOLU

VAZGEÇEREK BAŞARIYA ULAŞMANIN 5 YOLU

Başarıya ulaşmak için kimi zaman bireylerin peşinden koşmak, kimi zaman ise bir şeylerden vazgeçmek gerekir. Vazgeçerek başarıyı yakalayabilmeniz için aşağıdaki tavsiyelere göz atmanızı öneririm. Bu tavsiyelere uyduktan sonra, değişimi siz de göreceksiniz.

1 – Ego

Ego aslında demir parmakların ardında hapis kalmak gibidir. Yapmak istediklerimizi farklı yollardan başarabilecekken, duygularımıza yenik düşeriz. İşte tam da bu sırada ileride telafisi olmayan şeyler yaparız ve sonrasında pişmanlık duyarız. Egomuzdan vazgeçerek, karşımızdakini daha doğru anlamayı öğreniriz. Egolarımızdan vazgeçerek, kendimizi daha özgür ve rahatlamış hissederiz. İçinizdeki “ben” vazgeçilmezliğini kontrol altına altığınız zaman başarıya bir adım daha yaklaşmışsınız demektir.

2 – Korku
Hayatta belki de birçok şeyden korkarız. Peki kaçımız bu korkuları yenebilmek için, onların üzerine gittik? Korku insana sürekli geri adım attırır. Korku şu anda bulunduğumuz yer ile, var istediğimiz nokta arasındaki sağlam olmayan bir köprüdür. Hiç kimse yıkılmak üzere olan bir köprünün üzerinden ilerleyip hedefine varamaz. Bu sebepten dolayı korku sizi tutsak eder, cesaret ise özgür bırakır.

3 – Mazeret
Yapmak isteyip de gerçekleştiremeyen her kişinin, mutlaka bir bahanesi vardır. Düşündünüz mü hiç yapanlar nasıl yapıyor? Çünkü bir şeyi, gerçekten yapmak isteyen, bir yol, istemeyen de mazeret bulur. Bu yüzden başarmak istediğiniz her ne ise, bahanelerinizden vazgeçerek, onların başarılarınızı gölgelemesine müsaade etmeyin.

4 – Kararsızlık
En kötü karar bile, emin olun kararsızlıktan iyidir. Çünkü kararsızlık, aslında görünmez pelerin giymiş bir zaman hırsızıdır. Sizin zamanınızı çaldığı gibi, hangi yöne gideceğiniz konusunda da kafanızı karıştırır. Dolayısıyla, ne bir adım ileri, ne bir adım geri atabilirsiniz. Bu sebeple, kararsızlığınızı bir kenara bırakıp, bir yerden başlangıç yapmalı ve arkanıza bile bakmadan, verdiğiniz karar için ileri adım atmalısınız.

5 – Beklemek
Gerçekleştirmek istediğimiz her ne varsa, buna ulaşmak için ihtiyacımız olan şeylerden biri, aksiyona geçmektir. Olduğumuz yerde durmak, bir koşu bandında yürümekten farksızdır. Başarıya ulaşmak istiyorsak, zihnimizde netleştirdiğimiz konularla ilgili somut adımlar atmamız gerekir. Her şeyi, başkalarından beklersek ya da oluruna bırakırsak, hayat da, bizim planlarımızı, oluruna bırakır.

DAHA HUZURLU BİR İŞ HAYATI İÇİN 6 FAYDALI ÖNERİ
DAHA HUZURLU BİR İŞ HAYATI İÇİN 6 FAYDALI ÖNERİ

İş ortamınızda belki birçok şey eksik fakat bir şey var ki eğer o yoksa iş hayatı size hapis gibi gelebilir.

Bu sihirli sözcüğün adı “huzur” dur. Gelin işinizde sizi daha huzurlu yapacak 6 maddeye bir göz atalım.

1 – İşi hayatınızın odak noktası yapmayın.
Gece gündüz işle yaşarsanız kendinize, aileniz ve sevdiklerinize zaman ayıramazsınız

2 – Herkesle açık sözlü olmayı tercih edin.
Böylece içinizde tutmanız ya da saklamanız gereken bir şey kalmayacaktır; bu da sizi oldukça rahatlatacaktır.

3 – Stres ve problemlerin üzerine gidin.
Bu sayede onları büyümeden etkisiz hale getirebilirsiniz.

4 – İşinizi ertelemeyin.
Ertelemek kilo almak gibidir. Her seferinde size daha fazla yük getirir.

5 – Çevrenizle pozitif iletişim kurun.
Bu sayede yöneticileriniz ve çalışma arkadaşlarınız sizin zor anlarınızda da desteğe hazır olacaktır.

6 – İşinizi eksiksiz yapın.
Yöneticiler görevini harfiyen yerine getiren çalışanları sever ve sürekli kontrol ederek onları strese sokmazlar

gün
GÜNÜ DEĞERLENDİRMEK

GÜNÜ DEĞERLENDİRMEK

  • Kendinize Gelin 
  • Yolda Geçen Zamanı İyi Değerlendirin
  • İş yerinde Zamanı Yönetin
  • İş Çıkışı Ne Yapmalı?

Kendinize Gelin 

Gün içinde zamanınızın büyük bir kısmı iş yerinde geçiyor ve geri kalan zamanınızda ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Bu durumda nasıl bir yol izlenmeli? Öncelikle zaman yönetimini çok iyi yapmanız gerekir. Güne erken saatlerde başlamanın avantajlarından yararlanmak size yarar sağlayacaktır. İşe gitmeden önce kahvaltı yapmak ve hazırlanmak için kendinize zaman ayırmanız motivasyonuzu arttıracaktır. Sabahın erken saatlerinde uyandığınızda, ‘Yine mi işe gideceğim’ düşüncesi yerine, sizi olumlu etkileyecek şeyler üzerine odaklanın. Hazırlanırken sevdiğiniz müziği açın, kahvaltıya ekmek almak için yürüyüş yapın, kendinizi iyi hissedeceğiniz kıyafetler giyinin. Bunların hepsi küçük birer ayrıntı gibi görünse de işe gitmeden önce yapmanız gereken şeyleri zorunluluk değil zevk olarak görmenizi sağlayacak ve kendinize vakit ayırmış olacaksınız.
Yolda Geçen Zamanı İyi Değerlendirin
İşe giderken yolda çok zaman harcamaktan şikayet edenler de var. Yolda geçirilen zamanı da iyi değerlendirmeniz yine kendinize zaman ayırmanızı sağlayacaktır. Yolculuğunuz sırasında sevdiğiniz bir kitabı okumak, günün gazetesini incelemek, takip ettiğiniz dergileri incelemek, ya da kulaklığınızı takıp müzik dinlemeniz güne keyifli ve zamanı iyi değerlendirmiş olarak başlamanızı sağlayacaktır.
İş yerinde Zamanı Yönetin
İş yerinde zamanınızı nasıl değerlendirmeniz gerektiğini planlayın. Gün içinde neler yapmanız gerektiğini ajandanıza küçük notlar halinde yazın ve göreceğiniz bir yerde bulundurun. Böylelikle hem yapacaklarınızı unutmamış olacaksınız hem de işlerinizi planlamış olacaksınız. İş yerinde verimliliğinizi düşürmemeniz için arada küçük dinlenme molaları verin.
İş Çıkışı Ne Yapmalı?
İş çıkışında günün yoruculuğu ve stresini üzerinizden atmak için kafanızı dağıtmak size iyi gelecek. Ailenize ve hobilerinize vakit ayırın, sevdiğiniz insanlarla buluşun, spor yapın. İş yerinde yaşadığınız olumsuz gelişmeleri işten çıktığınızda unutun. Gününüzün geri kalanında da sorunları düşünmeniz sadece kötü bir gün geçirmenizi sağlayacaktır. Zamanı nasıl değerlendireceğiniz sizin elinizde. Sizi stresten uzaklaştıracak şeylere yönelmeniz hem sizi mutlu edecek hem yaptığınız işte verim sağlamanızı kolaylaştıracaktır.
//ik-der.org/wp-content/uploads/2019/11/11111-1.png

”İK-DER olarak kültürümüzde yer alan imece usulünü mesleğimiz ile harmanlayarak, ülkemizde emsal teşkil edecek bir oluşum haline geleceği inancı ile giderek büyüyen bir aile olmak için var gücümüzle çalışıyoruz.”

ÇALIŞMA OFİSİMİZ

Cihan Sokak No:10/2 Sıhhiye/Ankara

E-Posta: bilgi@ik-der.org